a
a
Weather:
city not found
HomeUncategorizedYemek Kültürünün Tarihi Gelişimi

Yemek Kültürünün Tarihi Gelişimi

İlkel çağlarda avcılık ile başlayan zamanla tarım ve hayvancılığa dönüşen düzenli yiyecek temini, insanlar medenileştikçe maddi varlığı sembolize eden bir unsur haline gelmiştir. Böylelikle gıda bolluğu ve bunları temin edici kaynaklar bir güç gösterisi olmakla kalmayıp, belli bir kültürün ve sosyal yaşantının indikatörü oluyordu.

Ortaçağlardaki gıda tercihini iki bölüme ayırabiliriz. Birincisi; direnç, kuvvet ve şiddet asalet ve gücün temsilcisi olup, Ortaçağ aristokrasisinde bu özelliklere sahip olanın çok yediği ve özellikle et yediği gözleniyordu. Bu beslenme tarzı güçlü olanı temsil ettiğinden, et yememek de güçsüz olanı simgeliyordu. Etin şahsa yasaklanması da bir ceza olarak nitelendiriliyordu. İkinci görüş ise Hiristiyan ideolojisinden kaynaklanıp yemeğin, bu dünyanın zevklerinden biri olması dolayısıyla sakınılması gereken bir alışkanlık olarak kabul edilmesiydi. Bir tarafta besin bolluğuyla, ziyafetleriyle materyal zenginliğini temsil eden aristokratlar, diğer tarafta ise insanlık namına çile çekmeyi yeğleyen, manevi değerleri sawnanlar bulunuyordu.

Ortaçağlarda masalarda oturma düzeni, sosyal hiyerarşininde ispatı sayılıyordu. Masanın başına yakın oturanlar en yüksek rütbeye sahip olup, yemek dağıtımını yaparken enbaşta bulunan lider kiş en bol miktarı en önemli olan şahsın önüne koyuyordu. Farklı olarak rahipler hayırseverlik inancıyla yiyeceği herkeze eşit olarak dağıtırlardı. Ortaçağda asiller sık sık büyük topluluklara ziyafetler verirlerdi. Konuklarını rütbe sırasına göre masalara dağıtır, en alt seviyede olan hizmetkar ve fakirlere de bol miktarda artık yemek bırakırlardı. Bu toplu halde yemek tarzı, 1 7. asırda elit sınıfın orta ve alt sınıftan tamamıyla ayrılmasıyla son buldu. Ortaçağ’daki ziyafetler muhteşem seramonilerle gerçekleştiriliyordu. Masaya gelen, hamurdan yapılmış hır kuş kafesinin içinde gerçek kuşlar barındırılır, etten yapılmış heykeller teşhir edilirdi. Yemek tasarımında renklendirme de önemli bir yer tutardı. Sarı için safran, kırmızı için kına kullamhr, sedir ağacından da pembe renkler elde edilirdi. Bir çok sindirimi bir hayli zorlaştıran altın kaplama tozu da kullanılırdı. Bu çağlarda yiyecek teşhiri güç ve sınıflandırmada bir sembol olarak gözleniyordu.

Rönesans döneminin başlangıcında yürürlüğe giren sarfiyat kanunları , asillerin dışında herkesin gösterişli yaşamasını yasaklamıştı. Bu tarihlerde yoksulların gıda çeşitlerini sebze, tahıl ve zenginlerin kullanmadığı besin ürünleri oluşturuyordu. Bu kara tablo içinde yaşantılarını sürdüren alt tabakadaki insanlar, uzak diyarlarda ütopyalar düşleyip, hayaller kuruyorlardı. 1500’lü yıllarda sınıflararası fark gittikçe açıldı. Görgü kuralları ve terbiye alt ve üst sınıfin ayrımında önemli bir yer tutmaya başladı. 17. ve 18. asırda temizlik ve konuklara saygı gibi medeni vasıflar, masa araçlarının gelişmesine taban sağladı. Tabak, bardak, çatal ve bıçak kullamrnı, her konuğa özel servis, ortaçağda alışkanlık olan tek tabaktan elle yemek ve tek bardaktan içmek gibi alışkanlıkların yerini aldı. Yemek adabında bu gibi gelişmeler belli sınıfları bir araya getirip yemek pişirme kurallarında bazı değişimlere neden oldu.

Besinin miktarından önce kalitesi ve lezzeti ön plana çıktı. Doğal olmayan katkılara son verildi. Böylece ziyafet yemeğinin ana temelini damak tadı oluşturmaya başladı. Pozitif bir hayat görüşü, ilim alanında ilerlemeler, gıda konusuna bilimsel bir nitelik kazandırdı. Yemek kitapları ve adabı üzerine yazılan yazılar toplumun yemek kültürünü geliştirip aristokrasi ile diğer sınıflar arasındaki farkı kapattı. Bugünkü medeni dünyamızda yemek alışkanlığımızda en belirgin değişikliği iş randewlarıınızın arasında büyük bir çeviklikle yediğimiz “Fast Food” kültürü teşkil ediyor.
Türkler tarih içerisindeki gelişim doğrultusunda tarım ve hayvancılık ile uğraşmışlardır. Yemek kültüründe de öncelik hayvansal ürünlerdedir. Göçebelik dönemlerinde bitkisel besinler yer tutmamıştır. Çok az miktarda tatlandırıcı veya baharat nitelikli dağ otlan ku11amhrdL Yerleşik yaşama geçildiğinde kırsal kesimlerde öncelikli yiyecekler hayvansal ürünler olmakla birlikte, hububat da sofralarda yerini almaya başladı.

İslamiyet ile birlikte israf ve yiyecek konusundaki yasaklar, mutfak kültürilmüzü etkiledi. Haşlama etler yavaş yavaş sebzelerle süslenirken, bir dönem sonra etsiz hazırlanan sebzeli yemekler yer tutmaya başladı. Tanzimat ile birlikte Batı ile tanışan Türk mutfağı, baharatında ağırlık kaz.andığı. değişik tatlan kendisine kattı. Cumhuriyet sonrası yemek pişirme ve suruna batılı anlamda özellikler kazandı.

previous article
next article
No comments

leave a comment